Dev reklam

SON YILLARIN EN ÇOK OKUNAN KİTAPLARI

SON YILLARIN EN ÇOK OKUNAN KİTAPLARI Kış geldi...Her mevsimin bir rengi,şarkısı,kokusu vardır...Bende kışın rengi buz mavisi,şarkısı Joan Baez-Famous Blue Raincoat parçası,kokusuysa eskimiş kitap sayfası...İnsanın bu mevsimde yapmak istediği tek şey kitap okumak ve sinemaya gitmek olmalı...Rafl.... —  Gizem Yılmaz

SON YILLARIN EN ÇOK OKUNAN KİTAPLARI


Kış geldi...Her mevsimin bir rengi,şarkısı,kokusu vardır...Bende kışın rengi buz mavisi,şarkısı Joan Baez-Famous Blue Raincoat parçası,kokusuysa eskimiş kitap sayfası...İnsanın bu mevsimde yapmak istediği tek şey kitap okumak ve sinemaya gitmek olmalı...Raflarda kitap kış serisi hazırlanmalı diye düşündüm ve kafamdaki kitapları sizlerle paylaşmak istedim...

"ORSON SCOTT CARD-ENDER'İN OYUNU"
Altıkırkbeş bu sefer bilimkurgu dünyasının en önemli iki ödülünü aynı anda alan, bilim kurgu, fantazi ve edebiyatın doruklarına uzanan, oyun ve ölüm arasında örülmüş bir seriyle tanışmanızı öneriyor.
On bir yaşındaki bir çocuk, "Kimse kendi hayatını kontrol edemez; elinden gelenin en iyisi sana iyi insanlar, sevdiğin insanlar tarafınan verilen rolleri yerine getirmeyi seçmek," diyebiliyorsa, onun Dünyayı kurtarması şaşırtıcı olmasa gerek.

"SARAH JIO-AGAPİ"
İlk görüşte âşık olabilirsiniz. Fiziksel bir çekime kapılarak âşık olabilirsiniz. Tutku ve ihtiras dolu bir serüvene çıkabilirsiniz. Paylaşımlarınız üzerinden aşka tutunabilirsiniz. Hiçbir bağlayıcılığı olmayacak şekilde de aşkı tanımlayabilirsiniz. Peki gelecek planlarınızla uyumlu bir aşka ne dersiniz? Ya da belki ölümsüz aşkı bulursunuz. Aşkın altıncı hali agapiyi... Onu "o" olduğu için seversiniz ve asla vazgeçmezsiniz.

EROS: Hem fiziksel hem duygusal aşk. Aşkın bu türü tutkuyla doludur.


LUDUS: Bir oyun gibi oynanan aşk. Aşkın bu türünün en önemli parçası eğlencedir. Çiftler, bir araya gelmekten, karşısındakini etkileyip cezbetmekten hoşlanır. Ancak uzun süreli bağlılık sözü yoktur.


STORGE: Arkadaşlıktan doğan ve desteğe dayanan aşk. Güven dolu ve bağlılık gerektiren bir aşktır.
MANIA: Saplantılı aşktır. Duygusal iniş çıkışlar, kıskançlıklar hâkimdir.


PRAGMA: Kalbin değil aklın kontrol ettiği aşktır. Çiftler seveceği kişiyi mantığıyla seçer, kendisiyle benzer ilgi alanları, ortak değerleri olan birini arar.


AGAPI: Özverili, fedakâr, koşulsuz, bencil olmayan aşktır. Kişi kendini sevdiğine adar, karşılığında hiçbir şey beklemeden verir. Onu 'o' olduğu için sever.

"ORHAN PAMUK-KAFAMDA BİR TUHAFLIK"


Kafamda Bir Tuhaflık hem bir aşk hikâyesi hem de modern bir destan. Orhan Pamuk'un üzerinde altı yıl çalıştığı roman, bozacı Mevlut ile üç yıl aşk mektupları yazdığı sevgilisinin İstanbul'daki hayatlarını hikâye ediyor. 1969 ile 2012 arasında, kırk yılı aşkın bir süre Mevlut, İstanbul sokaklarında yoğurtçuluk, pilavcılık, otopark bekçiliği gibi pek çok iş yapar. Bir yandan sokakların çeşit çeşit insanla dolmasını, şehrin büyük bölümünün yıkılıp yeniden inşa edilmesini, Anadolu'dan gelip zengin olanları izler; diğer yandan ülkenin içinden geçtiği dönüşümlere, siyasi çatışmalara, darbelere tanık olur. Onu başkalarından farklı kılan şeyin, kafasındaki tuhaflığın kaynağını hep merak eder. Ama kış akşamları boza satmaktan ve sevgilisinin aslında kim olduğunu düşünmekten hiç vazgeçmez.
Aşkta insanın niyeti mi daha önemlidir, kısmeti mi? Mutluluk veya mutsuzluğumuz bizim seçimlerimize mi bağlıdır, yoksa bizim dışımızda mı gelişip başımıza gelirler? Kafamda Bir Tuhaflık bu sorulara cevap ararken aile hayatıyla şehir hayatının çatışmasını, kadınların ev içlerindeki öfke ve çaresizliklerini resmediyor.

"PUCCA GÜNLÜK 5-O ADAM BURAYA GELECEK"


"Hayatını sosyal medyadan takip edebileceğiniz tek kitap karakteri."
Blogger'ların atası,
Monçiçi bakışlı,
Zalım stalker,
Fake evliya pucca sunar!


Bir blog yazıp hayatı değişen, hatta o hayattan bir de film yapılan, geçmişinden kaçarken bile yine ona sığınan Pucca, onu üzenlere, b.k var gibi evlenenlere ve haksızlıklara ateş püskürürken; onu sevenlere, pms pms diyenlere ve akılsızlara bedavaya akıl veriyor. Vee mutlu sonu aramaya devam ediyor... "Yaşarken hiç komik değildi..."

"SARAH OCKLER-KIRIK KALPLER"
Her şey kalp kırıklığına işaret ettiğinde, aşkın iyileştirici gücüne inanabilir misiniz?

Jude ablalarından çok şey öğrenmişti ama en önemlisi, Vargas erkeklerinden uzak durması gerektiğiydi. Bir Vargas erkeğini sevmenin yol açabileceği felakete, gözyaşlarına şahit olmuş ve ablalarıyla birlikte bir yemin etmişti: Asla bir Vargas’la birlikte olmayacaktı.

Jude yaz tatilini hasta babasının klasik motorsikletini tamir ederek onu yeniden hayata bağlamaya adamıştı, ki bu da, bu işten anlayan birisini bulması anlamına geliyordu. Bulduğu kişinin sevimli bir çocuk olması Jude’un suçu muydu? Ve şaşırtıcı derecede tatlı? Ve ayrıca Vargas?

Jude kendi kendine Emilio ile aralarında geçenlerin tamamen motorsikletle ilgili olduğunu söylüyordu. Ablaları asla bu durumu öğrenmeyecekti ve ayrıca Jude, Vargas erkeklerinin flörtöz hareketlerinin kilometrelerce uzaktan fark edebiliyordu, asla bir tanesine âşık olmazdı. Fakat işler Jude’un planladığı gibi gitmiyordu, tarih tekerrürden ibaretse kendisi hızla bir felakete doğru koşuyor demekti, tabii eğer ablaları yanılmamışsa...

 

“Dokunaklı bir baba-kız hikâyesi, gerçekçi aile sorunlarıyla ve Jude’un ailesi içinde kendi yerini bulma arzusuyla daha da güçlü hale getirilmiş.”

-Kirkus Reviews-

 

“...Ockler’ın Jude’un babasının hastalığına yaklaşımı son derece gerçekçi ve trajik. Hikâyenin şiirsel anlatımı Jude’un yaşadığı karmaşık duyguları okurların kendi içlerinde hissetmelerini sağlıyor.”

 

"RENEE CARLİNO-İKİ YABANCI OLMADAN ÖNCE"
Aşkın ikinci şansı olur mu? İki Yabancı Olmadan Önce - Renée Carlino 15 Yıl 5478 gün Karşılığında ise birkaç dakika…

Ayrılık zordu ama kavuşmak da bir o kadar imkânsızdı bizim için. Aradan geçen onca yıl, yaşanmışlıklarımız, yitirdiğimiz heveslerimiz vardı…

Hayatın bilinmeyen denklemleri, tesadüfleri derken Matt'in çocukluk aşkını görmeyeli on beş yıl olmuştu, tam 5478 gün. Sonra bir çarşamba akşamı, sayısız günlerin içinden bir çarşamba akşamı, yeşil gözlerini hiç unutamadığı ilk göz ağrısıyla karşılaştı. Hayat adil değildi, "On beş yıla karşılık en azından bir selam verebilseydim," diye isyan etti. Ve dünyaya, dünyayı da aşıp evrene bir mektup yazdı:

"Seni gördükten sonra tüm hayallerim, çocukluk anılarım geldi gözümün önüne. Biliyorum, çılgınca gelecek sana, belki de mektubumu okumayacaksın. Yine de her zaman ikinci bir şans vardır, bunu sen de biliyorsun. Haydi bir çılgınlık yapıp on beş yıllık kaybımızı arayalım…"


-Matt-

"İki Yabancı Olmadan Önce duygularınızı canlandıracak, güzel bir hikâye, daha da ileri gidip 'en iyi ikinci şanslar romanım' diyeceğim. Tesadüf aşklar, tutkulu anlar, ruh eşleri… Bu kitap 5 yıldızla dolu!" 
-A Bookish Escape-

"Güçlü ve dokunaklı bir hikâye… İki Yabancı Olmadan Önce büyüsüyle sizi ilk sayfada dünyasına alıp ilk aşkların acısını yeniden hissetmenize sebep oluyor, kitabın sonuna ulaşmak için sayfaları ne kadar hızlı okuduğumu hatırlamıyorum bile!"
-Tracey Garvis-Graves-

"AHMET ÜMİT-ELVEDA GÜZEL VATANIM"
Devletin derinlikleri, toprağın derinliklerinden daha karanlıktır.
1926 yılının o hüzünlü sonbaharı. Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış, genç cumhuriyet ayaklarının üzerinde durmaya çalışıyor. O büyük altüst oluşun içinde bir adam: Şehsuvar Sami… Bir zamanların İttihat ve Terakki fedaisi, şimdilerin yorgun komitacısı. Şehsuvar Sami’nin etrafında dönen amansız bir entrika. Bir yanda kaybettiği ama hiçbir zaman yüreğinden çıkartamadığı sevgilisi Ester, öte yanda yaşanılan tarihsel bozgun… Kaybedilen bir ülke, kaybedilen bir şehir, kaybedilen bir hayat. Ve aklında hep aynı soru: Devlet mi kutsaldır, yoksa insan mı?

‘’Ölüm, şehirlerimizi kaybetmekle başlar.’’ Kim söylemişti bu cümleyi hatırlamıyorum, ne yazık ki doğru… Doğru, lakin eksik. Ölüm, şehirlerimizi kaybetmekle başlar, vatanımızı kaybetmekle neticelenir.
Elveda Guzel Vatanim Ahmet umitSahi nedir vatan? Bir toprak parçası mı, uçsuz bucaksız denizler, derin göller, yalçın dağlar, verimli ovalar, yemyeşil ormanlar, kalabalık şehirler, tenha köyler mi? Hayır, bütün bunların ötesinde bir anlam taşır vatan. Ne sadece toprak parçası, ne su havzaları, ne ağaç silsilesi… Annemizin şefkati, babamızın saçlarına düşen ak, ilk aşkımız, doğan çocuğumuz, dedelerimizin mezarlarıdır vatan…
Vatanı olmayan insanın hayatı da olmaz. Evet, bir vakitler zihnim, kalbim bu fikirlerle doluydu. Şimdi? Şimdi bilmiyorum…"

"SİDNEY ROSEN-SESİM SENİNLE HER YERDE"


Milton H.Erickson çağımızın en etkili hipnoterapisti olarak kabul edilmektedir. Terapisinin bir kısmını telkin hikâyelerinin kullanımı oluşturmaktadır. Şok, sürpriz ve konfüzyon yollarıyla – bol miktarda soru, kelime oyunu ve şakayla – insanların içinde bulundukları durumu başka bir bakış açısıyla görmelerine yardım etmiştir. Erickson’un öğrencisi Sidney Rosen, yüzden fazla hikâyeyi bir araya getirerek bu değerli kitabı hazırlamış. Hikâyeler kelimesi kelimesine aynen sunulmuş ve Dr.Rosen’in yorumları ilave edilmiş. Motive Edici Hikâyeler, Yeniden Çerçeveye Alma ve Masum Gözler gibi başlıklar altında gruplandırılmışlar. Türkiyeli okuyucuya bu kitabı sunarken, bir tür “kıssadan hisse” hikâyeleri olarak da kabul edebileceğimiz Erickson’un hikâyelerinin günlük yaşamlarında bile onlara yardımcı olabileceğini düşündük. Elbette işin uzmanları için bu kitap bulunmaz bir nimet gibi...

"ERDAL DEMİRKIRAN-KAFA"
Anneniz, babanız, eşiniz, çocuklarınız yani sevdikleriniz söz konusu olduğunda gözünüzü hiç kırpmadan canınızı verebilirsiniz! Peki, bahse konu olan insanlık ise acaba neler yapabilirsiniz? İşte bu kitap, Kennbora'da bütün insanlık için verdiği özgürlük mücadelesi sırasında yakalanıp kafası kesilerek idam edilen siyahi köle Glorius'un, başı vurulduktan sonraki yaşantısını anlatmaktadır. Hazin ama kafası gövdesinden ayrıldığı için herkesin öldüğünü sandığı bu genç adam, kimse bilmese de hâlâ hayattaydı ve 97 saniye daha yaşayacaktı! Uzun lafın kısası; bu kitapta kral-köle, zengin-fakir, aşk-ihanet, var-yok, dost-düşman gibi birbirine zıt birçok kavramın 'Dünyanın En Akıllı İnsanı'nın süzgecinde ne hâle geldiğini göreceksiniz. Ha, bir de 97 saniyeyi 184 sayfada hem de romancılık tarihinde ilk defa baştan sona 'düşünme dilinde' anlatabilme ustalığı gösteren ama kitap boyunca önsöz dışında ortalarda hiç görünmeyen Demirkıran'a hayret edeceksiniz! Şaşırmaya hazır olun vesselam...

"BURCU BÜYÜKYILDIZ-AŞK HERŞEYİ AFFEDER Mİ?"
Bir gizemin peşinde olduğu yolda, tutkunun ateşine adım atan güçlü bir adam... Sırlarını, güzelliğinin ve cesaretinin ardına saklayan genç bir kız… Ve can yakan kıskançlığın kıyısında, tutku dolu,Hırçın bir aşk... Demir Aras, yaşadığı hızlı hayatın yanında, başarıları ve zenginliğiyle tanınan etkileyici bir adamdı. Keskin bakışları ve ihtişamıyla kadınları baştan ayağa titretirken, tek istediği yalnızca zevke dayalı ilişkiler kurmaktı. Ancak gözleri iki meleksi gamzeye değdiği an, reddettiği tüm duyguların gerçek olduğunu kabullenmek zorunda kalmıştı.

Yaşamındaki karmaşadan kaçıp geldiği Paris'te kendine yepyeni bir hayat kuran Burcu Doğan, etrafındaki her erkeği büyüleyen eşsiz bir güzelliğe sahipti. Yaşadığı gizli esareti sona erdirdiği anda kalbini, tek bakışıyla çekimine kapıldığı bir yabancıya teslim etmişti. O andan itibaren aşk, kesişen hayatlarının tam ortasına düşerken, adam taparcasına sevdiği kadını öfkesi ve kıskançlığıyla yıkacaktı. Yaşananlar onları yakıp tüketirken, ikisi de aşk ve tutkunun koynunda, birbirlerinin soluklarında var olacaklardı. Paris'ten İstanbul'a uzanan, sırlarla örülü bu ilişki sonsuza dek var olabilecek miydi? Gerçekler açığa çıktığında, aşk her şeyi affedebilecek, küllerinden yeniden doğabilecek miydi?..

 

 

Gizem Yılmaz Habermark

 

0 Yorum

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.



Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Bugün Yazanlar

Tüm Yazarlar

Arşivde Ara

Son dönemin en iyi bilim kurgu filmi sizce hangisi?

  • Interstellar
  • Mad Max Fury Road
  • Terminator Genisys
  • Prometheus
  • Snowpiercer
  • The Martian

astropay